Planlı ve sistemli süreçte ana muhalefet partisinin işlevsiz hale gelmesi kaçınılmazdı. Darbe içeriden geldi, iktidarın elindeki “yargı” sopası devreye girdi Kemal KılıçdaroğluAKP’li cumhurbaşkanının yolunu açtı RTE sevinçten ellerini ovuşturuyor “Uzaktan olanları izliyoruz” açıklamayı yaptı.
Kuşatma alanı daraltarak devam ediyor: MASAK soruşturmaları, kongre tartışmaları… Üstelik mesele artık sadece kojenerasyon değil. Çünkü milyonlarca seçmeni temsil eden ana muhalefet partisinin kongreden yıllar sonra yargı kararıyla yönetim değişikliği, çok ciddi bir siyasi ve kurumsal tartışmayı masaya getirdi. Bu karar, sadece CHP’yi değil, parti içi demokrasinin sınırlarını ve yargının siyasi alanla ilişkisini de yeniden tanımlıyor. Şimdi soru, Türkiye’de demokratik meşruiyetin kaynağının nerede başlayıp nerede bittiğidir. Bu davanın sonucu ne olursa olsun son yılların en önemli siyasi-hukuk tartışmalarından biri olarak tarihe geçeceğinin de altını çizmemiz gerekiyor.
Ancak iktidarın gözden kaçırdığı bir gerçek var: Toplumun öfkesi. Piyasada, piyasada gelecek kaygısıyla yaşayan, kira ödeyen, iş arayan milyonlarca insanın hayatında bu öfke çoktan yerleşmişti. Geçim sıkıntısının yanı sıra, geleceğe yönelik adalet duygusu ve güvensizlik de erozyona uğradı. Şimdi “mutlak hiçlik” Bu öfkeyi başka bir boyuta taşıdı.
EVET Özgür Özel Onu ve ekibini zor günler beklemektedir ama belki de tek çıkış yolu, artan kamuoyu öfkesini doğru yönetmektir. Türkiye hükümeti toplumsal sorunları çözmek yerine siyasi alanı yeniden şekillendirmeye çalışıyor ama tarih gösteriyor ki toplumun değişim talebi belirli bir eşiği aştığında hiçbir yargı kararı, hiçbir idari düzenleme, hiçbir siyaset mühendisliği bu talebe kalıcı bir engel oluşturamaz. İktidar CHP’yi etkisiz hale getirmek istese de aslında Özgür Özel’i CHP sınırlarının dışına itti. Özgür Özel bugüne kadar çizilen çizgiyi sürdürebilir, toplumsal muhalefeti canlı tutabilir, farklı kesimlerin taleplerini demokrasi ve adalet ortak zemininde buluşturabilirse siyasi denklemler yeniden değişebilir.
Siyasette bazen güç makamdan gelir. Bazen sosyal meşruiyet nedeniyle. İkinci tür gücün birinciden daha etkili olabildiği durumlar da vardır.
Dolayısıyla önümüzdeki dönemde belirleyici olacak olan, toplumun değişim talebinin gücü ve mahkeme salonlarında verilecek kararlar olacak.
Toplumda muhalefet büyüdükçe siyasetin dili ve bazı yargı kararlarının yönü değişebilmektedir.
Toplumdaki baskı arttıkça bugün imkansız gibi görünen bazı gelişmeler mümkün hale gelebilir.
Cezaevindeki siyasetçilerden soruşturmalara kadar pek çok konuda denge yeniden kurulabilir.
Elbette bunların hiçbiri kesin değil. Ama neden denemiyorsunuz?
***
SADECE KADINA DEĞİL, SOSYAL DEVLETE DE KIRMA
Her alanı kuşatma dedik. Son örnek yine yargıdan geldi. Anayasa Mahkemesi, boşanmış eşe süresiz nafaka ödenmesine ilişkin kuralı iptal etti. Ancak 14 yıl önce aynı mahkeme düzenlemeyi sosyal yardım sözleşmesinin gereği olarak değerlendirip reddetmişti. Nafaka meselesi sadece boşanmış iki kişi arasındaki hukuki bir uyuşmazlık değildir. Bu aynı zamanda bir refah devletinin varlığı ya da yokluğu meselesidir. Bugün Türkiye’de milyonlarca kadın çalışma hayatından yoksundur. Kadınların işgücüne katılım oranı OECD ortalamasının oldukça altındadır. Boşandıktan sonra mali açıdan ayakta kalmak birçok kadın için hala zorlu bir mücadeledir. Gıda tartışmasından emekli maaşına, eğitimden adalete kadar her konuda aynı sorunla karşılaşıyoruz: Türkiye, anayasanın tanımladığı refah hukuk devleti iddiasından hızla uzaklaşıyor.
