Türkiye, “İstanbul Sözleşmesi” olarak da bilinen “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”ni 20 Mart 2021 tarihli Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile iptal etti. Bu dönemde Kadın Cinayetlerini Durduracağız platformunun verilerine göre en az 1583 kadın öldürüldü, 1259 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu. Şiddet her geçen gün artarken kadınlar sözleşmeye dönülmesini talep ederek “Sözleşmeden vazgeçmeyeceğiz” mesajı veriyor. Cumhuriyet, sözleşmenin önemini avukat Birsen Baş Topaloğlu ile görüştü.
KADIN DEĞİL AİLE ODAKLI
“Mevcut hükümetin anlaşmanın geri çekilmesinin ardından hâlâ şiddetle mücadelede etkili bir politika izlemediğini görüyoruz” diyen Topaloğlu, şöyle devam etti: “Mevcut hükümet kadın odaklı değil, daha aile odaklı bir politika izliyor. Kadına yönelik şiddetle etkili bir mücadele olmadığı için kadın cinayetleri durmadı ve kadına yönelik şiddet artmaya devam etti. Anıt Sayaç’ın verilerine göre 2025’te 457 kadın öldürüldü. Kadın cinayetleri artık daha vahşice işleniyor ve cinayetler daha da vahşice işleniyor.” Basında canavarca duygular ya da acı verici ifadeler de yer alıyor.” dedi.
Sözleşmenin önemine değinen Topaloğlu, şöyle konuştu: “Sözleşmenin temel amacı kadını her türlü şiddetten korumak, toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik etmek ve şiddet eylemlerini ortadan kaldırmaktır. İstanbul Sözleşmesi, devletlere ‘şiddeti gerçekleşmeden önce önleme, gerçekleştiyse mağduru koruma, faili cezalandırma ve tüm bunları yaparken kalıcı bir sistem kurma’ emrini veren uluslararası bir yol haritasıdır. Sözleşme iptal edildiğinde, 6284 sayılı Kanun, şiddeti kökünden yok etmeyi amaçlayan önleyici tedbir olan “kolluk kuvvetleri ve mahkemeler” meselesine indirgenmişti. “Felsefenin zayıflamasına neden oldu” dedi.
”EŞİTLİK YOLUNUN BAŞLANGICI”
Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’ndan yapılan açıklamada, “‘İstanbul Sözleşmesi yaşatıyor’ dediğimizde, bir sloganın ötesinde, yaşam hakkını savunan bir gerçekliği ifade ediyoruz. Çünkü bu sözleşme, şiddetin önlenmesi odaklı yaklaşımıyla kadınların hayatta kalmasını garanti altına alan bir çerçeve sunuyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği bazı çevrelerin iddia ettiği gibi bir tehdit ya da ‘korkunç bir siyasi uygulama’ değil, tam tersine eşitliğe giden yolun başlangıcıdır. Bu kavram, erkekler arasında eşitliğin olduğu bir toplumun temelini oluşturur. kadın ve kadın güvence altına alınır, şiddet meşrulaştırılmaz ve ayrımcılık ortadan kaldırılır”. Söylendi.
