En çok aşınan bölge: Demokrasi sistematik olarak zarar görüyor. Seçmenin iradesi sandıkta oluştu ama sandıktan sonra yargı, yönetim ve bürokrasi devreye girdi.
En çok tekrarlanan ifade: “Türkiye bir hukuk devletidir” Cumhurbaşkanı, adalet bakanı ve AKP sözcüleri hemen hemen her krizin ardından açıklamalarında bu ifadeyi kullandılar. Bunu defalarca tekrarladım ama beni hiçbir zaman ikna etmedi.
En sinir bozucu çağrı: “Dişlerinizi biraz daha sıkın!” Hükümet sürekli halktan sabır istedi ancak ne gelir ne de vergi adaletsizliğini düzeltmek için parmağını kıpırdatmadı.
Kaçışın en siyasi nedeni: “Enflasyon düşüyor ama hissedemiyorsunuz.” Bu gerekçe ekonomi literatürüne değil siyasi söylemlere geçti, çünkü her ne kadar ekonomik bir tespit olarak sunulsa da siyasi bir kaçamaktan başka bir şey değildi.
En gerçek dışı istatistik: Büyüme verileriyle birlikte yoksulluk da artıyor. Ekonomi büyüdü denilip sermaye para kazandıkça emeğin payı düştü ve asgari ücret milli gelirden koptu.
En büyük siyasi kırılma: İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu’nun Tutuklanması. Sistemin sınırları test edildi. Halka şu söylendi: “Oy verebilirsiniz ancak sonucun garantisi yoktur.” Gerçekte tutuklanan İmamoğlu değil, seçim yoluyla değişim ihtimali düşüncesiydi.
En normalleştirilmiş uygulama: Seçilmiş iradenin idari ve yargı kararlarıyla devre dışı bırakılması. CHP’nin seçtiği belediye başkanları görevden alındı, güven uygulamaları standart hale getirildi, yerel yönetimler mali ve idari açıdan bloke edildi. Sandık kararı sandıksız ertelendi.
En büyük hukuk ihlali: Anayasal hiyerarşinin sanal olarak askıya alınması. Anayasa Mahkemesi’nin seçilmiş milletvekilleri ve tutukluluk konusundaki bağlayıcı kararları 2025 yılında alt mahkemeler tarafından açıkça dikkate alınmadı. Anayasa Mahkemesi karar verdi ama uygulanmadı. Hukukun üstünlüğü açısından bir eşik kaybedildi.
En tartışmalı adli uygulama: Güçlü suçluluk şüphesi nedeniyle masumiyet karinesinin fiilen sona ermesi ve firar şüphesi nedeniyle tutukluluğun istisnadan ziyade cezaya dönüştürülmesi. Halk yürüdü ve duruşma mahkeme salonlarında değil manşetlerde gerçekleşti.
En normalleştirilmiş hak ihlali: İfade özgürlüğünün “kamu düzeni” nedeniyle sınırlanması. Sosyal medya paylaşımları nedeniyle soruşturmalar, toplantı ve gösteri yasakları rutin hale geldi ve basın davalarında artış yaşandı.
En çok kanıt üreten alan: Sosyal medya bir yanıt alanı olmaktan çıkıp soruşturma dosyasının eki haline geldi. Bir cümleyi paylaşıyorum; Okuma kastı, örgüt üyeliği ve kamu düzenine zarar teşkil ettiği gerekçesiyle hukuki sonuçlar doğurmuştur.
