CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, CHP Ankara Milletvekili Okan Konuralp ve CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, BirGün gazetesi muhabiri İsmail Arı’nın tutuklanması nedeniyle Ankara BirGün gazetesi temsilcisi Nurcan Bilge Gökdemir’i ziyaret etti.
“Maalesef haklıydık”
Gökdemir’den davayla ilgili bilgi alan Emir, konuşmasında şunları söyledi:
“Olayın gelişimine baktığınızda kararın baştan verildiğini, amacın İsmail Arı gibi bir gazeteciyi bir şekilde hapse atmak ve çok bağlı olduğu ve etik ilkelere önem verdiği gazetecilik mesleğinden bir süreliğine uzaklaştırmak olduğunu çok iyi görüyoruz. İsmail Arı’yı korkutamayacaklarını biliyorlar ama gazetecilere, gazeteciliğe, basına, özgür basına korku salmak, parmak sallamak istiyorlar. Bu olay, üç ay önce ailesini ziyaret ederken suçlamalarla tutuklanması, dini bayramlara götürülmesi, işkence… Çok önemli bir şekilde ortaya çıkardığı yüz milyonlarca liralık yolsuzluklara konu olan Yunus Emre Vakfı nedeniyle önce başka bir suçla itham edilmesi, sonra tutuklanması gerçekten hukuksal bir saçmalıktır.
Aslında bu kanun yani dezenformasyon kanunu çıktığında da bunu sık sık söylüyorduk. Dezenformasyon yasası o kadar belirsizdi ve sınırları o kadar genişti ki, herhangi bir savcının veya siyasi gücün istediği gazeteciyi veya kişiyi istediği zaman ve yerde gözaltına alıp tutuklayabileceği bir İngiliz anahtarı işlevi görecekti. Aslında ne yazık ki yanılmadık. O zaman kanunu çıkaranlar bize şöyle dediler: ‘Merak etmeyin, bu kanunun gerçekten uygulanabilmesi için kamuoyunda korku ve paniğe yol açması şartı var, bilinçli olarak çıkarılması şartı var, kamuoyunu yanıltıcı bilginin olması şartı var.
Dolayısıyla bu koşullar sağlanmadan bunun basın sansürüne dönüşme ihtimalinin bulunmadığını ifade ettiler. Ancak şunu da söyledik: “Bu kavramlar son derece yoruma açık. Ayrıca şunu da söyledik: ‘Yakalama kararı verilebileceğine göre, erken sonuç almak da erken cezayla sonuçlanacaktır.'” Ve ne yazık ki haklıydık.
“ARI TUTUKLAMASI YASA DIŞIDIR”
İsmail Arı hakkındaki bu üç haberin hiçbirinin asılsız olduğu söylenemez, kamuoyunda korku ve paniğe yol açtığı söylenemez, kasıtlı olarak yapıldığı da söylenemez. İsmail Arı’nın kasten işlediği bir suç veya fiil varsa o da halkın vergilerini korumaktır. Birilerinin vakıflar veya başka yollarla bütçeyi yağmalamasına karşı çıkmak demektir. Bunu haber yapmak da özgür gazeteciliğin gereğidir. Dolayısıyla burada yapılanlar tamamen hukuk dışıdır, haksızdır, haksızdır ve olayın sahnelenmesinden yani İsmail’in Tokat’taki köyünden, bayram günü anne ve babasından üç ay önce yapılan bir suçlamaya dayanılarak kaçırılmasından itibaren bu süreçlerde zerre kadar hukuk dahi yoktur.
Tutuklanması da son derece hukuka aykırı ama bunun da siyasi amaçlarla yapıldığını çok iyi biliyoruz. Burada zaten büyük zorluklarla işini yapmaya çalışan, giderek zayıflayan ama tüm bu zorluklara rağmen direnen, tutuklama ve hapis tehditlerine direnen gazeteciliği cezalandırmaya çalışıyorlar. Gerçekleri gizlemeye çalışıyorlar. Türkiye’de gazeteciliğin yasaklanmasını istiyorlar. Olayları ve gerçekleri kamuoyunun gözünden gizlemeye çalışıyorlar. Onlara göre önümüzdeki dönemde artacak olan bu zulüm sürecini daha da güçlendirmek, baskıyı artırmak, zulmünü artırmak ve gerçekleri gizlemek için yavaş yavaş zemini temizliyorlar.”
“YANLIŞ BİLGİ NEDİR SORUNU SON DERECE ŞAŞIRICI”
Bir muhabirin dezenformasyon yasasının beş temel unsuru hakkındaki sorusuna yanıt olarak Emir şunları söyledi:
“Bu yasayı yazanlar, amaçlarının savcılara kolaylıkla kullanabilecekleri bir araç sağlamak ve böylece tutuklamak veya korkutmak istedikleri gazetecileri veya kişileri ortadan kaldırmak olduğunu çok iyi biliyorlardı. Bunun için de kriterler yazmışlar ama bu kriterlerin hiçbiri bir savcının veya hakimin tek başına belirleyebileceği kriterler değil. “Kamuoyunda korku ve panik yaratmak, yanıltıcı bilgi yaymak” gibi kavramlar son derece muğlaktır, hukuki kesinliği yoktur, bireysel ve bireysel tercihlere dayanmaktadır.” Zaman içerisinde değerlendirilebilecek değişken kavramlar. Her şeyden önce yanıltıcı bilginin ne olduğu sorusu son derece belirsizdir.
“BU GERÇEKTEN BİR GAZETECİLİK HATASIDIR”
Neyin gerçek neyin yalan olduğuna savcılar ya da hakimler değil, kamuoyu karar verir, zaman belirler ve gerçek asla gizlenemez. Ama gerçekleri örtbas etmek için “yalan, yanıltıcı bilgidir” diyerek bunu söyleyenleri hapse atmayı tercih ediyorlar ve asıl dezenformasyonu bu kanunu uygulayanlar üretiyor. Üç ay önce yanlış ya da yanıltıcı bilgi olarak kabul etmedikleri bir haberi, üç ay sonra kamuoyuna yanıltıcı bilgi olarak kabul etmeleri, bunun kasıtlı olarak reddedilen bir dava olduğunu ortaya koyuyor.
Ayrıca bu kanunda yer alan “halkı korku ve paniğe tahrik etmek” ibaresi de yerine getirilmemiştir. Halkta korku ve paniğe neden olduysa İsmail Arı bunu üç ay önce yapmıştı. Peki üç ay önce savcılar neredeydi? Burada yapılan bu yazıyı kullanarak, belirsizliğinden yararlanarak onları istedikleri zaman, istedikleri şekilde yanıltıcı bilgi vermekle suçlamak, yazanları hapse atmaktır. “Bu esas olarak gazeteciliği suçlamak ve onu saf bir siyasi baskı aracına dönüştürmekle ilgili.”
“BAKAN BU YÜKÜ ARTIK TAŞAMAZ, AKP BU YÜKÜ ARTIK TAŞAMAZ”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Adalet Bakanı Akın Gürlek’in mal varlığına ilişkin açıklamalarını hatırlatan Murat Emir, “Bu suçlamalara yanıt gelmedi. Siz ne düşünüyorsunuz?” dedi.
“Sözleşmeler belli, ödeme planları belli. Başsavcı, hakim ve bakan yardımcısı olarak çalışmış bir kamu görevlisinin, ekstra bir geliri olmadan bu kadar olağanüstü bir servete nasıl sahip olduğu elbette hem muhalefetin hem de tüm kamuoyunun kendine soracağı bir soru. Artık şu sorulardan kaçamıyor: Bu ödeme planlarına parayı nasıl ödedi? Bu mülkleri nasıl aldı? Bu mülkleri sattıysa, bunların gerçek kazancı nerede?”
Bir bakanın bu sorulara yanıt vermek yerine, Cumhuriyet Halk Partisi’ne saldırmak, Cumhuriyetçi Halk Partisi’nin siyasetçilerine saldırmak, devekuşu gibi davranmak yerine başka yollara giderek bu sorulara kaçması yakışmaz. Bakan artık bu yükü taşıyamaz, AKP artık bu yükü kaldıramaz, AKP’li siyasiler de bu yükü taşıyamayacaklarını anladıkları için ona destek vermiyorlar. Dolayısıyla Sayın Bakanımızın yapması gereken ve 72 saattir yapmadığı şey, kendimize sorduğumuz sorulara net, kısa ve net cevaplar vermek ve bunları somut delillerle desteklemektir.”
GÖKÇEN: MESAJ VERMEK İSTER MİSİNİZ?
Gökçe Gökçen, BirGün gazetesine dayanışma duygularını dile getirerek şunları söyledi:
“İsmail Arı, hem meslektaşları hem de meslek büyükleri tarafından çok başarılı bir gazeteci olarak tanınan bir kişidir. Haberlerini yakından takip ediyoruz, onu takip eden tüm vatandaşlarımız haberlerini ve çalışmalarını takdir ediyor. Bu bakımdan İsmail Arı hakkında korku yaratamayacakları açık ama onun aracılığıyla tüm topluma ve tüm gazetecilere mesaj vermek istiyorlar. Yaptığı haberlere bakıldığında kaynakların korunması amacıyla kamuoyuna bilgi vermeyi amaçlayan bir haber olduğu anlaşılmaktadır. Aynı zamanda zaman zaman kamunun haklarını korumayı gözeterek tarafsız ve bağımsız hareket eder.” Gazetecilik yaptığını görüyoruz.
“GERÇEK ER YA DA SON ORTAYA ÇIKACAK”
Mesleğin zorluklarla yapıldığı bir dönemde genç nesillere umut veren bir dostumuzdur. Bu nedenle hem sizin hem de İsmail Arı’nın yanındayız. Öte yandan Dezenformasyon Yasası olarak sunulan sansür yasasıyla bu yasanın, başta gazeteciler ve aktivistler olmak üzere iktidar aleyhine konuşan tüm vatandaşlara karşı bir sansür yasası olarak kullanıldığına tanık oluyoruz. Başlangıçta bunun gazetecilere uygulanmayacağını iddia edenler, şimdi suçun unsurlarının oluşup oluşmadığına bile bakmadan, gerçeğin ve yalanın yerini değiştirmeye yönelik bir algı operasyonu yürütüyorlar. Bu algı operasyonlarında karşılaştıkları en büyük engel elbette gazetecilerdir. Hakikatin baskıyla susturulamayacağının burada bilinmesini isteriz. Gerçek er ya da geç ortaya çıkacaktır. Ve gazetecilik susturulamaz. Gazetecilik susturulamaz.
Özellikle son dönemde İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasının duruşmalarının başlaması ve Beşiktaş davasının hemen öncesinde gazeteciler üzerindeki baskının arttığını görüyoruz. İstanbul Büyükşehir Belediyesi duruşmalarında gazetecilerin gafil avlanmak istemesi, Alican Uludağ’ı tutuklayan, Furkan Karabay’ı ev hapsinde tutan ve son olarak İsmail Arı’yı tutuklayan zihniyetten bağımsız değil. Dolayısıyla burada engellenen sadece gazeteciler değil, aslında gazetecilik yapanların da engellenmesi, kamuoyunun haber alma hakkıdır.”
